Haziran 25, 2012

Olimpiyat süsleri

Dün İngiltere'nin Euro 2012'den elenmesiyle bu sene İngiltere'yi meşgul eden mevzulardan birisini de geride bırakmış olduk. Burada herşey bir olay. Yılbaşından tutunda Eurovision'a kadar... Bir de aralara serpiştirilen kraliyet olayları var tabii.... Geçen sene düğün vardı bu sene kraliçe 60. yılını kutladı...

Şimdi sırada olimpiyatlar var. 4 yıldır tam gaz çalışan Londra'nın olimpiyat sınavını vermesine günler kala şehir süslenmeye başladı bile. Tower Bridge'ın üstüne kocaman bir olimpiyat arması yerleştirildi. Geçen haberlerde duyduk bir belediye her haneye 15 pound süs parası verecekmiş, evlerini süslesinler, şehirleriyle gurur duysunlar diye. Neyse bu yardım bizim mahalleye uğramadı. Ama şu aşağıda gördüğünüz süslü telefon klübelerinden bizim evin yakınlarında var. Bir de şehrin geri kalan her yerine serpiştirmişler. Çok da güzel olmuş. Beğendiniz mi ?

Shoreditch

Bermondsey Street

Covent Garden

Spitalfields Market

Haziran 19, 2012

Normandiya'da kalacaklara duyurulur - Bayeux evet, Caen hayır

Gerçi bu kadar sert bir ifade kullanmak doğru mu bilmiyorum. Ama nasıl olsa benim blogum benim fikrim diyerek Normandiya'ya doğru bir yolculuk düşünenlere son durum raporu vermek istiyorum.

Paris'ten araba kiralayıp 3 saati yolda harcadıktan sonra vardığımız Bayeux, çok güzel, çok sevimli ve bir o kadar da keyifi bir yer çıktı. Buradan tüm sahillere ulaşım çok rahat. Özellikle arabanız varsa. Eğer hedefiniz herşeyi bir günde görmekse (Normandiya çıkartmasının yapıldığı tüm sahil boyunu ve mezarlıkları - Normandy's D-Day Sites) o zaman güne çok erken başlamanızı öneririm. Ama tavsiyem gezinizi iki güne yaymanız.
Bayeux, Fransa
Fotoğraf : Özlem Üçüncüoğlu

Bayeux, savaştan çok etkilenmemiş küçük bir yer. Eski binaları görmek hala mümkün. Gotik mimari eserlerinden Notre-Dame (evet Paris'tekinin küçük bir kopyası) kocaman kırmızı kapıları ile kasabanın tam orta yerine kurulmuş. Merkezi bir yerde kalmanız ve yemeklerinizi burada yemeniz bir gezgin tavsiyesidir. Hazır buraya gelmişken başka neler görelim derseniz, Bayeux Tapestry ve dantel müzesini gezebilirsiniz.

Bayeux, Notre-Dame
Fotoğraf : Özlem Üçüncüoğlu


Caen ise savaş zamanı yerle bir olmuş ve 1945 sonrasında tekrar yeni baştan kurulmuş bir yer. Bayeux'ye nazaran daha büyük bir alana yayılmış. En keyifli yeri halen eski binaların olduğu tarafı. Burada bir çok restaurant ve kafe bulmak mümkün. Bir de eğer vaktiniz varsa Caen'in 15 dakika dışında bir savaş müzesi var, Memorial - Un Musee pour la Paix. Oldukça farklı ve detaylı bir müze. İkinci Dünya Savaşını ve ayrıntılarını merak edenler için kesin görülmesi gereken bir yer. Kişi başı giriş 18.80 euro. Evet, biraz tuzlu ama bundan daha ayrıntılı bir savaş müzesi daha var mı bilmiyorum. Hazır yeri gelmişken belirteyim bu müzeden çok mutlu mesut ayrılmayacağınızı bilip kararınızı öyle verin derim.

Caen, Fransa
Fotoğraf : Özlem Üçüncüoğlu


Haziran 18, 2012

Fotoğraf dünyasının bilinen (aslında bilinmeyen) isimleri

Tesadüfler birbirini kovalıyor bazen. Daha geçen hafta bitirdiğim II. Dünya Savaşı'nda ünlü savaş fotoğrafçısı Robert Capa'yı konu alan "waiting for robert capa" kitabının ardından haftasonu soluğu Normandiya çıkartmasının yapıldığı yerde almamız aslında hesapta olmayan bir durumdu. Robert Capa, "The Falling Soldier" fotoğrafı ile adını duyurmuş. Omaha Beach'de çektiği D-Day ve The Magnificent Eleven serileri ise Capa'yı herkes tarafından bilinen biri yapmış. Kendisinin yolundan giden sevgilisi Gerda Taro ise kadın kimliği ile savaş fotoğrafçılığının birleştiği nokta. Ve epey değişik bir kişilik.

The Falling Soldier, Robert Capa
Kitabı okurken öğrendiğim en ilginç şey ise kulağımıza tanıdık gelen bu isimlerin hiçbirinin kendi isimleri olmaması. Robert Capa, Macaristan doğumlu ve gerçek adı Endre Erno Friedmann. Gerda Taro ise Gerta Pohorylle adıyla doğan bir yahudi. Her ikiside Nazi rejiminden kaçıp, yollarda fotoğrafçılığa gönül vermiş. Bu isim değişikliği ise bir türlü fotoğraf satamayıp para kazanamadıkları sırada Gerda Taro'nun aklına gelmiş. Zamanın ünlü yönetmeni Frank Capra'nın isminden esinlenerek Robert Capa'yı; ünlü oyuncu Greta Garbo'nun isminden esinlenerek de Gerda Taro ismini uydurmuşlar. Pek de iyi yapmışlar çünkü bu Amerikan isimleri sayesinden para kazanabilen fotoğrafçılar olmuşlar.

Gerda Taro - portre

Tesadüf dedim ya... Normandiya'ya gitmeden önce bir gün kaldığım Paris'te Helmut Newton sergisi olduğunu duyunca hemen soluğu Grand Palais'da aldım. Helmut Newton'u çoğunuz çıplak kadın fotoğrafları ile tanır. Kendisi çok ünlü bir moda fotoğrafçısıdır aslında. Ve kendi eserleri için şöyle der, "Bazı eserler sanat niteliği taşır. Benim böyle bir kaygım yok. Fotoğraflarım bir gün bir sergide ya da müzede sergilenirse ne ala. Ama onun dışında ben kiralık bir silahım". Gerçekten de sergiyi gezerken bunu hissedebiliyorsunuz. Adeta cansız manken gibi poz vermiş, ifadesiz kadın figürleri ve fotoğrafların içine yerleştirilmiş moda unsurları fotoğraflara sanat eseri niteliğinden daha farklı şeyler katmış bence. Bazen rahatsızlık veren çok kışkırtıcı fotoğraflar bu sergide sizi bekliyor. Sergi ve fotoğraflar bir yana, öğrendiğim en ilginç şey ise (üst üste üçüncü kez) Helmut Newton'un gerçek adının Helmut Newton olmamasıydı. Aslen Helmut Neustadter adıyla yahudi bir ailede doğmuş ve daha sonra adını Newton olarak değiştirmiş.

Bütün bunlar üst üste gelince, bana da bunları blogumda yazmak düştü. Eğer yolunuz Paris'e düşerse Temmuz sonuna kadar Helmut Newton sergisini gezebilirsiniz. Kişi başı 12.50 Euro. İlgilenenlere duyurulur.
Helmut Newton





Mayıs 31, 2012

Sanmayın bugün kürtajı konuşuyoruz. Bugün özgürlüğümüzün yavaş yavaş ufukta kaybolmasını konuşuyoruz.

Öncelikle siz bu yazıyı okumaya başlamadan önce bir uyarıda bulunmak istiyorum. Bu yazı bir gezi blogu yazısı değildir. Aslında hiç yazmak istemedim ama inanın sinirlerime hakim olamıyorum günlerdir. Bu blogda benim bir sesim olduğu için ve sesimi duyurmak için yazıyorum.

Kürtajı tartışmak isteyenlerle tartışalım isterseniz. Kimi günah der kimi ahlaka uygun değil kimi kadının hakkıdır. Bunların hepsi tartışılabilir konular tabi. Ama burada esas konu kadının elinden alınan haktır. Bu hak alınana kadar dünyada bir çok kadın mücadele vermiş ve binlerce hayat heba olmuştur. Şimdi bu hakkın elden alınması nerden çıktı ? Nedir bu korku, bu paranoyak tavırlar ?

Hani tartışalım dedim ama aslında çok da tartışılacak birşey göremiyorum ben ortada. Kürtajın günah, ahlaksız, ayıp ya da cinayet olduğunu düşünen hiç bir kadın kürtaj yaptırmaz. Yaptıranların da ne düşündüğünden size ne!! Bu müdahale tam olarak neye yönelik ? Ahmet Hakan'ın programına çıkan bir doktor tecavüze uğrayıp  kürtaj yaptıran kadın için " çocuğunu öldüreceğine tecavüzcünü öldür. İkisi de aynı şey değil mi ?" dedi biraz da aşağılar bir ses tonu takınarak. Sen hem bir kadın olup hem bu kadar fütursuzca nasıl konuşabildin anlamadım. Sana söylenecek çok şey var ama beni terbiyeyle yetiştirdiler bu hayatta ve başkalarının hakkına saygıyı temel alarak. Seni kim nasıl yetiştirdi bilmiyorum ?

Hani hep derler ya "her insanın özünde iyi bir yan vardır" diye. Lütfen inanmayın ve çocuklarınıza da bu yalanı söylemeyin. Bu dünyada kötü insanlar var ve maalesef şu an bir grup kötü insan televizyonlarda halka konuşma yapıp tecavüzcünü öldür diye beyanat veriyor.

Bugünleri gördüğüme inanamıyorum. Ülkemin bu hale geldiğine, kadınların kendi istekleriyle kendilerine tanınan hakkı altın tepside erkeklere geri iade etmek istemesine inanamıyorum. Gözümüzün önünde özgürlük haklarının (kürtaj ya da grev farketmez) iptal edilmesine inanamıyorum. Günlerdir okumadığım gazete, köşe yazarı, blog kalmadı. Her fikri duydum, okudum. Bu olayın ahlaki boyutunu bir yana bırakalım biraz. Bu bir özgürlük kısıtlamasıdır, hakkın elinden alınmasıdır, kadını ikinci sınıf yapmaktır

Sanmayın bugün kürtajı konuşuyoruz. Bugün özgürlüğümüzün yavaş yavaş ufukta kaybolmasını konuşuyoruz.

Bu arada bunları konuşurken sakın unuttuk ya da gözden kaçırdık sanmayın
- Uludere'yi
- Hapiste yatan gazetecileri ve öğrencileri
- Grev hakkı elinden alınanları
- Tecavüzcülerin serbest kaldığını
vs vs vs


Mayıs 14, 2012

Seviyorum seni Absolut


Absolut, tam da olimpiyatlar öncesi Jamie Hewlett ile anlaşmış ve ortaya bu yeni konsept Absolut London şişesi çıkmış. Söylenen o ki bu şişe Londra'nın yaratıcılığını ve stil mirasını temsil ediyormuş. 


Şimdi ilk işim bu şişeden bir tane edinmek, içindekini içmek, dışındakini saklamak . . .


Afiyet olsun bana şimdiden, size de tabii ;)

Mayıs 05, 2012

Dünya belgeseli yolunda özgür ruhlar



Bir Gezi Projesi
Dört özgür ruh ve ardında onlara destek veren bir grup kamera arkası kahramanlarının projesi...


Ege'nin özgür ruhu bir kere işler insanın içine. Sonra kimse kurtulamaz o denizin üstünde batan güneş ve doğan ayın yarattığı uzaklara gitme arzusundan. Bir iskeleye oturur bakarsınız, elinizi uzatsanız yakalarsanız sanki o karşı yakayı... başka memleketi... Derken gitgide büyür insanın içinde keşif isteği. Kocaman bir dünya fısıldar kulağınıza "keşfet" diye. İşte Bodrum'dan çıkan özgür ruhlu arkadaşlarımızda böyle bir hayalin peşi sıra vurmuşlar kendilerini yollara. 

Ve demişler ki "dünya bizim evimiz"

İlk durak
Mayıs 2011 - Fas
2500 km'den fazla yol gidip 6 şehir ve birçok kasaba gezmişler. Gezip görmüşler, görüp anlatmışlar kendi sitelerinde. Sadece görmekle de yetinmemiş ve Fas mutfağının da içine dalmışlar. Girip bakarsanız Fas yazılarına, okuyacağınız şey sadece bir şehir rehberi değildir. Müziğinden yemeğine, aktivitesinden mutlaka yapılması gerekenlere kadar ince elenip sık dokunmuş bir gezi güncesi yaratmışlar.


İkinci durak
Şubat 2012 - Kamboçya, Tayland
Aslında amacım bu yazıyı olduğunca objektif yazmaktı. Ama rotayı Kamboçya'ya çevirip beni can evimden vurdu bu grup. Şimdi bende hayallere daldım belki birgün çok istediğim Kamboçya durağını gerçekleştirebilirim diye. Bir fotoğraf tutkunu olarak Kamboçya'nın bize sunduğu ışığın nimetini farkında olmamın da bir etkisi var tabi. Çok uzun süredir hayalim olan Kamboçya keşfini en azından BGP'den dinlemek de benim bir tesellim olsun artık. 
 Dedim ya sadece bir şehir/ülke rehberi değil... kültürün içine girmek, belki biraz yerliler gibi yaşamak... turist olmamak için çabalamak bu projeyi bence daha da değerli kılmış. Yeri gelmişken de özellikle belirtmek istedim, lütfen sitelerini ziyaret edip Ölüm Tarlaları yazısına bir göz atın. Başka ülkelerdeyken o ülkenin dertleri tasaları bizi çok yormaz. Bunda da bir yanlışlık olduğunu düşünmüyorum. Ama bir ülkeyi derinden etkileyen olaylar zincirinin fakında olmak ve o kültürü o çerçevede değerlendirmek hepimize mutlak farklı bir perspektif sağlar. Benim de şahsi kaygım bu yönde olduğu için özellikle kültür detaylarını paylaşmaları benim adıma bir teşekkür etme gereği sunuyor bu gruba.


Gelelim Tayland'a...
Tayland güncesi benim için anıları tazeleme niteliği taşıyor. Ama daha önce buraya gitmeyenler için çok güzel bir kaynak. Koh Samui'ye gittiğimde doğasına hayran kalmıştım. Bir Gezi Projesi'nin yazılarını okurken bu hayranlıkta tek başıma olmadığımı anlıyorum. Ben bir daha gelemem buralara diye o kadar dikkat kesilmiştim ki bu küçük adaya. Ama BGP adaya tekrar dönme sözü vermişler kendilerine. 


Çoğumuz "alıp başımızı gitsek" diyoruz buralardan. Fakat pek azımız "topladım ben çantayı, gidiyorum" diyebiliyoruz. O yüzden gidenlerin yolu açık olsun. Rüzgar arkanızdan esmeye, güneş yolunuzu aydınlatmaya devam etsin. 

Fotoğraflar : Bir Gezi Projesi
Özgür Ruhlar
Melis Özdil
Çağrı Adaver
Zeynep Alphan
Onat Arpat

Beni BGP ile tanıştıran, projenin Türkiye Koordinatörü, Füsun Buğra Koloğlugil'e sevgiler, selamlar . . .