Ekim 21, 2013

Kurtuluş'ta kahvaltı - Göreme Muhallebicisi

Burası bizim mahalle olmasa Göreme muhallebicisini bilir miydik şüpheliyim. Bilsek bile gelir miydik? Ondan da emin değilim. Ama hayat bu ya, biz daha doğmadan taaa 1965 yılında Kurtuluş caddesine kurmuşlar bu mekanı. Bize de bu sene kısmet oldu. Gittik, gördük, yedik şimdi sırada yazmak var. Size bir gün mahallede dolaşırken keşfettik burayı, şöyle oldu, böyle oldu demek isterdim ama işin doğrusu burada oturduğumuzu bilen arkadaşlarımızın (yemek konusunda epey deneyimli ve bilge Mermer ailesi) önerisi üzerine kalktık, sıcak bir yaz sabahı evimizden çıkıp üç sokak yokuş yukarı tırmandıktan sonra vardık bu mekana.

Kurtuluş caddesinde küçücük bir yer burası. Yanlış hatırlamıyorsam 6-7 masası var sadece. Kahvaltı istiyorum dediğinizde önünüze bir tabak içinde beyaz peynir, domates, salatalık ve zeytin geliyor. Üstünde de bir tane yeşil biber. Bu küçük tabakta yenilen herşeyin tadı ziyadesiyle memnun ediyor yiyeni. Ayrı bir tabakta bal kaymak geliyor. Yani iki kişi için önünüze iki küçük tabak koyuyorlar. Kahvaltının özü budur! Bir de yumurta istediniz mi yanına (menemeni çok meşhur, ben pek sevmem ama beyim bayılır... yedi beğendi, buraya notunu düşeyim) işte size dört dörtlük kahvaltı. Kahvaltı menülerinde, sonsuz seçenekler içinde boğulup giderken, iki küçük tabağın sizi ne kadar mutlu ettiğine inanamayacaksınız. Gönül isterdi Türkçede "less is more" demenin güzel bir yolu olsun... Lakin bu yazının sonuna çok yakışırdı...





Ekim 02, 2013

Arabayla Avrupa



Biraz gecikmiş bir yazı oldu. Ama bayram öncesi belki işinize yarar diye yazmak istedim. 

Daha önce Avrupa'yı yayan geçmiş bir çift olarak (yayan derken yürümedik tabi ama otobüs, gemi, tren vs her türlü ulaşım aracını kullanarak Avrupa'yı bir baştan diğerine geçtik) arabaya atlayıp Avrupa'ya gitmek artık bize normal gelen bir durum. Ama ne yalan söyleyeyim bu sefer oldukça tedirgin başladım sürece. Niye bilmiyorum ama Türkiye'den çıkıp İtalya'ya varmak ve İtalya'yı kuzeyden güneye arabayla gezmek hayal olarak (ve bugün sorulduğunda inanılmaz bir tecrübe ve anı olarak) gözüksede yola çıkarken kaç saat, kaç km yol yapacağımızı düşündükçe biraz tüylerim ürpermiyor değildi. 

Bir sürü teknik detay var. 

Öncelikle arabanız sizin adınıza ise herşey daha kolay. Ama şirket arabası ya da başka birinin arabası ile gezmeyi düşünüyorsanız o zaman vekaletname lazım. Bu işi noterde halledebilirsiniz zaten. 

Daha sonra Turing'in düzenlemesi gereken belgeleri tamamlamanız lazım. Örneğin ehliyetinizi uluslararası ehliyete çevirmeniz gerekiyor. Eğer ilk defa yapıyorsanız fiyatı daha pahalı ama yenileme yapıyorsanız (yine pahalı olmasının yanı sıra) biraz daha mantıklı bir ücret veriyorsunuz. Ücretler değişiklik göstereceği için fiyatları buraya yazmıyorum. Ama Turing'in internet sitesinde tüm bilgilere ulaşabilirsiniz. Turing websitesi için buyrun buraya tıklayın. Diğer belgeler (green card, uluslararası geçiş karnesi ve uluslararası taşıt belgesi) için de aynı şekilde Turingle görüşmeniz gerekiyor. Turing'de tamamlanması gereken bu süreç çok etkili ve kısa sürede ilerliyor. 

Sigorta da önemli bir konu. Yurtdışı için arabanızı sigortalatmanız gerekiyor. Burada önemli olan rotanız. Çoğu sigorta şirketi Bulgaristan ya da Sırbistan'ı sigortaya dahil etmiyor. Yunanistan'da bir sorun yok. 

Eğer Türkiye'den çıkıp komşu ülkelere gidecekseniz o zaman işiniz daha kolay. Batıdaki sınır kapılarımıza trafiğe göre 2-3 saatte ulaşabiliyorsunuz. Burada hazırlıklı olmanız gereken nokta sınırdaki bekleme süresi. İlk geçişimde 1 saat bekledim. Bulgaristan'a girerken de çok beklememiştim ama gecenin bir körü olduğu için olabilir. En son Yunanistan'a girişimde 2-3 saat arası bekledik. Mümkünse bayram ve resmi tatillerde sınır yolculuğu yapmayın derim. En son 30 Ağustos tatilinde Yunanistan sınırında 10 saate yakın beklettiklerini duydum. Kulaklarıma inanamadım ama durum bu, böye kabul etmek lazım. 

Eğer Yunanistan'dan da daha uzağa diktiyseniz gözlerinizi o zaman size tavsiyem kendinizi bir feribota atmanız ve soluğu İtalya'da almanız. Varacağınız limana göre 12 saat ve 24 saat arası değişiklik gösteren rotalar var. Fiyatları da çok ucuz diyemem ama inanın bana buna değer. Yunanistan'ın kuzey batısında Igoumenitsa diye bir şehirden feribota biniyorsunuz. Burada yapılacak çok birşey yok o yüzden birkaç saat önce gidelim şehri gezelim diye düşünmeyin. Birkaç firma var. Internette tüm detayları ve fiyatlar mevcut. Daha detaylı bilgi isteyen benimle irtibata da geçebilir. 

Feribot ile ilgili de önemli detaylar var. Hem yolcular hem araba için ayrı bilet alıyorsunuz. On deck dedikleri güvertede konaklama şansınız var. Bu en ucuz bilet çeşidi. Bir uyku tulumu alıp bulduğunuz yere kıvrılabilirsiniz. Çok konforlu olduğunu söyleyemem. Mevsime göre hava şartları da değişiyor tabi. Uçak koltuğu kıvamında koltukların bulunduğu, pencere olmayan kutucuk gibi bir bölme var. Bu orta düzey biletlerden. Burada sorun bu bölgenin inanılmaz soğuk olması. Ona göre hazırlıklı gitmenizi öneririm. Ama siz en iyisi biraz paranıza kıyıp kendinize kamara tutun. Üç farklı fiyatta kamara kiralayabiliyorsunuz. Feribotun içi genel olarak oldukça soğuk. O yüzden gezinizin bu kısmı için mutlaka yanınıza giyecek kalın birşeyler alın. Uyumanın dışında uzun saatler feribotta olacağınızı düşünürseniz kendinize oyalanacak birşeyler mutlaka bulun. Kitap, Ipad'de film (internet ücretli ve fiyatı çok da uygun değil), oyun vs gibi şeyler yanınızda olsun. Yemek kısmını feribotta halledebilirsiniz. Restaurant dışında cafe gibi yerlerde mevcut. Ama yemek fiyatları çok da ucuz değil. Doğruyu söylemek gerekirse tat konusunda da çok iyi sayılmazlar. Yani bayanlar baylar  meşhur "yolluk yapalım mı?" sorusunun cevabı bu gezi için "kesinlikle evet". Yanınıza su almayı da unutmayın. Türkiye'de ki gibi ucuz olmadığı için suya ciddi paralar harcayabilirsiniz. 

Bazı pratik bilgileri de paylaşmak isterim. Benden size tavsiye mutlaka yanınızda bir GPS bulundurun. Bazı yerlerde tabelalar çok iyi yerleştirilmiş olmasına rağmen her zaman tabelalara güvenemeyebilirsiniz. Benzin alırken eğer benzini siz koyarsanız fiyat daha farklı oluyor. Eğer Türkiye'deki gibi biri gelsin benzini arabama koysun derseniz o zaman daha pahalı fiyattan benzin alıyorsunuz çünkü servis ücreti ekliyorlar. Benzin istasyonları bizdeki gibi yol kenarlarında değil. Çoğu zaman otoyoldan çıkmanız gerekiyor. Ama GPS ile işler daha kolay, o yüzden çok da dert etmeye gerek yok. Yol kenarlarında yemek yenecek yer de pek yok. Onun için de şehir içine girmeniz gerekebilir. Bütün bunları göz önünde tutunca rotanızı iyi planlamakta fayda var. Belli saat aralıklarında şehir içi dinlenme noktaları belirleyin. Hem yemek, içmek gibi ihtiyaçlarınızı giderir, benzin alır hem de güzel bir yerdeyseniz etrafı gezip yolunuza öyle devam edersiniz.

Burada en önemli nokta iyi bir planlama. İyi bir rota, sağlam bir araba ve gezgin bir ruhla, arabayla Avrupa gezisi çok güzel ve hiç unutulmayacak bir deneyim olup çıkıyor. Benden söylemesi... 



Not: Fotoğraflar internetten alınmıştır

Eylül 05, 2013

L'Empire des lumières, René Magritte

Venedik gezimizin son gününü Guggenheim Müzesine ayırdık. René Magritte ve resimleri bu geziden bana kalan güzel bir bilgi oldu.  L'Empire des lumières (Işığın İmparatorluğu), Magritte'nin 1950-1954 yılları arasında yaptığı bir seri çalışma. Blogu takip edenler sürrealizmin büyük hayranı olduğumu biliyordur artık. O yüzden müzeyi gezerken gözümü bu esere dikip kalmış olmam çok süpriz olmadı.

2009'da Brüksel'de açılan Magritte Müzesi, sanatçıyı merak edenler ve sürrealizm severler için mutlaka görülmesi gereken yerler arasında sayılıyor. Magritte Müzesinde, L'Empire des lumières serisinin geri kalan kısmını da görmeniz mümkün.

Riusuke Fukahori



Ne kadar kalbim gezmek için atsa da seyahat dışında da beni heyecanlandıran şeyler var bu hayatta. Mesela sanat.... Hayranlığımın doruk yaptığı sanat eserleri görünce mutlaka sizlerle de paylaşıyorum. Bu sefer keşfim Japonya'dan. Reçine kullanarak kat kat her bir detayı ayrı ayrı çalışarak bu üç boyutlu eserleri yaratan arkadaşın adı Riusuke. Kendisine hayran kalmamak imkansız. Eserler aşağıda bilginize, nasıl yapıldığına dair video ise yazının başında ilginize sunulmuştur.



Temmuz 23, 2013

Adatepe

Ozlem Ekenler
Yine geldim Kaz Dağlarının eteklerine. Hani Homeros'un İliada'sında adı geçen İda'ya... Blogun takipçileri bilir çok severim buraları. Dün Adatepe'ye gittik. Sonra da Zeus Altarına. Bilgiler tazeyken de yazmak istedim. Belki bu yaz buralardan geçecek olan vardır...

Wikipedia'da köy ile ilgili şöyle yazıyor
"1980'li yıllarda, kent yaşamından kaçan bir grup tarafından keşfedilir. Bu grup köyde harabe sayılabilecek yapıları alır ve geleneksel mimariye tamamen sağdık kalarak binaları yaşanılan mekanlara dönüştürür.*" Bu anlatım bile tek başına köye gitme isteği uyandırmıyor mu insanda?

Dün köyü gördükten sonra burayı mutlaka yazmalıyım diye düşündüm. Geçenlerde yolumuz Şirince'ye düşmüştü ve yıllardır duyduğum, insanların anlata anlata bitiremediği köyü görünce inanılmaz hayal kırıklığına uğramıştım. Şirince'nin sokaklarını görmenin imkanı yok çünkü her taraf tezgah ve satıcı dolu. Kiliseye çıktığımızda ise hem kilisenin bakımsızlığını görmek hem de avlusunun kafe olarak kullanıldığına şahit olmak epey sarstı beni. Nereden nereye geldin diyeceksiniz ama Adatepe'yi gezerken Şirince'nin ününün yarısına bile sahip olmayan bu köyün ne kadar az bilindiğini ve ne kadar güzel olduğunu düşündüm. Gerçi insanların bilmemesi de bir anlamda iyi, böylece köyün yapısı bozulmuyor. 1989'da sit alanı ilan edilmiş ve halen koruma altında. Umarım hep böyle kalır.

Zeytincilik ve zeytinyağı köyün en önemli geçim kaynağı. Ürünleri çok da lezzetli. Köye giderken Akçay yolu üzerinde Adatepe Zeytinyağı müzesi var. Zeytinyağı meraklıları için güzel bir müze. Girişinde de şu yazıyor,
...
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin
hem de öyle çocuklara fkalır filan diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yani ağır bastığından
...
(N. Hikmet)

Tüm köye taş ev mimarisi hakim. Köyde halen harabe yapılar var. Sanırım zamanla onlarda restore edilecektir. Meydanda kocaman bir çınarın altında kurulu kahve, bana "O Ağacın Altını" hatırlattı biraz. Hani Çamlıca tepesindeki...

Köyün girişine yakın Zeus Altarı yazan kahverengi bir tabela göreceksiniz. Sakın es geçmeyin derim. Arabayı park ettikten sonra 10 dakika yokuş yukarı yürüyüşün sonunda inanılmaz bir manzara sizi bekliyor. Zeus'un Afrodit'le burada seviştiği ve Truva savaşını buradan seyrettiği söyleniyor. Mühim mekan yani, kaçırmayın...



Ozlem Ekenler




*http://tr.wikipedia.org/wiki/Adatepe,_Ayvac%C4%B1k

Temmuz 17, 2013

Doğanın büyük hayranıyım!

Daha önce gökkuşağı görmüş olmam, bulutları seyretmiş olmam, göl kenarında yürümüş olmam vs hiçbirşeyi değiştirmiyor. Her seferinde aynı hayranlıkla aynı heyecanla bakıyorum doğadan çıkan karelere. Bu kareler doğanın bize hediyeleri... Çok güzel değiller mi?





Temmuz 15, 2013

Sardis

Fotoğraf: Özlem Ekenler

Bir zamanlar burada yaşamak dünyanın en görkemli şehrinde yaşamak demekmiş. Lidya'ya başkentlik yapmış bu antik kent, dünyanın en güçlü ve en zengin şehri olarak tarihe geçmiş. Tarihte devlet güvencesiyle ilk paranın Lidyalılar tarafından basıldığını düşününce "en güçlü" ve "en zengin" tanımı kafamda daha iyi oturuyor. İzmir'den 45 dakika mesafede Manisa il sınırları içindeki Sardis, 3000 yıllık bir yerleşim yeri. MÖ 7.yy ve MS 7.yy arasındaki dönemin en önemli şehirlerinden ve günümüze kalmış en güzel antik kentlerden biri.

Anadolu'da bulunan en eski Yahudi yapısı, 3.yy'dan kalma Sinegog, Hristiyanlığın ilk zamanlarına ait Ege Bölgesindeki 7 tapınaktan biri olan Artemis Tapınağı, tarihteki ünlü Kral Yolunun başlangıcı, pazar yeri, akropolü, hamamı, Lidya taş işçiliği, altın madenciliği... Hepsi Sardis kentinin zamanındaki önemini arttırmış ve güçlendirmiş. Artemis Tapınağı, kentin 1 km güneyinde farklı bir kompleks. Günümüze çok fazla birşey kaldığını söyleyemem ama tapınağın planını çok rahat görebiliyorsunuz.

Artemis Tapınağı
Fotoğraf: Ertuğ Ekenler


Fotoğraf: Özlem Ekenler
Lidya taş işçiliği gördüğüm en güzel işçiliklerden biri. Taş işçiliğinin Yunan tarzından etkilendiği söylentiler arasında. Sardis ile ilgili en büyük hayal kırıklığı ise restorasyonunun baştan savma yapılmış olması. Bu kadar tarih ve kültür barındıran bir yer için daha itinalı bir restorasyon çalışması beklerdim. Giriş ücreti 3 TL. Sıcak bir günde sizi zorlayabilecek bir gezi, o yüzden şapka ve su önerilir.