Ağustos 29, 2010
Bu senfonide bereketinizin bol olması dileğiyle... by Simay Bülbül
Ağustos 24, 2010
Paris Kolajım
Ağustos 10, 2010
Kosinitza mı Kuzgun Baba mı?
Bugün kardeşim beni elimden tuttuğu gibi Kuzguncuk’a götürdü. Üniversiteye giderken tam dört yıl boyunca Kuzguncuk durağının önünden geçtim ama bir kere bile ışıklardan sağa sapıp bu güzel semti gezmedim. İnsanın kız kardeşi olması ne güzel birşey. Hele yaş farkı az olup her türlü geyik muhabbeti, felsefi muhabbeti üstüne dedikoduyu yapabilmek çok eğlenceli. Bir başka büyük şans ise hafta içi İstanbul’un tadını çıkartabiliyor olmamız. Sessiz sakin bir Salı günü Kuzguncuk’ta arabayı park edip soluğu Pita’da aldık. Kahvaltı yapmak için gitmiştik ama uzaktan bana göz kırpan limonlu keke hayır diyemedim. İyi ki dememişim çünkü hayatımda yediğim en güzel limonlu keklerden birini yedim. İçine bol limon suyu, portakal suyu ve limon kabuğu rendesi koyarak ve hiç bir katkı maddesi kullanmadan yapılmış, yumuşacık mis gibi limon kokan kekimi yedikten, gerekli tüm muhabbetleri tamamladıktan sonra semti keşfetmek için yürümeye başladık. Semt rengarenk evlerle dolu, kilisesi, camisi, dükkanları (bunlardan biri de Bir Kuzguncuk Dükkanı. Çok neşeli ama biraz pahalı bir dükkan), kahvesi, sahili ile farklı bir kültür sanki. Tarihini okurken Kuzguncuk’un eski adının Kosinitza olduğunu öğrendim. Bugun aynı isimdeki restaurantın önünden geçerken bu adın nerden geldiğini merak etmiştim, öğrendim.
Gezinin sonunda Kuzguncuk kitapçısına uğradık. Aslında sadece kitapçı demek yanlış olur çünkü ebrulardan, notalara, plaklardan, resimlere kadar birçok şeyin bulunduğu dükkan çok keyifli. Daha önce Çukurcuma’da bulunan bu dükkan bir sene önce Kuzguncuk’a taşınmış. Biz dayanamayıp iki tane kitap aldık. Biri Katherine Hepburn tarafından yazılmış ‘The Making of the African Queen or How I went to Africa with Bogart, Bacall and Huston and almost lost my mind’. Kitap Hepburn’un The African Queen filmini çekerken yaşadıklarını yazdığı, içinde çok güzel fotoğraflar bulunan bir günce. Kuzguncuk’a yolunuz düşerse kitapçısına uğramadan dönmeyin. Eminim herkes kendine göre bir kitap bulacaktır.
Fotoğraflar: Özlem & Banu ÜçüncüoğluAğustos 09, 2010
Ladurée İstanbul
Champs Elysées’de yürürken Ladurée’yi fark etmemenizin imkanı yok ama ben kendileri ile Londra’da tanıştım. Annemin meşhur kurabiye kutularından bir tane daha almaya Harrods’a gitmiştim ve orada karşılaştık. Ladurée’nin makaronları çok meşhur. Fakat ben makaron sevmediğim için (evet ben tatlı olarak makaronu şehir olarak Prag’ı bir türlü sevememiş biriyim ama bu benim kötü biri olduğum anlamına gelmez) önceleri hiç oralı olmamıştım ama çikolataları ve pastalarını yedikten sonra ölmeden bu muhteşem tatlıları yediğim için çok memnun oldum. Ladurée aslında zincir mağaza. Dünyada bir çok şehirde var. Şimdi sıra İstanbul mağazalarını açmaya gelmiş. Eylül ayında Bebek’te açılacak diye bir duyum aldım, oturdum bekliyorum eylül gelsin diye. Bebek’e gitmek için bir mazeret daha çıktı bana. Yaşasın çikolatalar, pastalar!
Temmuz 28, 2010
Bir tatlı huzur aldım Ege’den
Blogu takip edenler bilir Akçay diye başladığım tatilimin çoğunu Akçay etrafındaki yerleri keşfederek geçirdim. Görmek istediğim birkaç yere gidemedim ama Ege’nin mis gibi kekik kokusunu soludum. Mehtabını özlemişim onu da görmeden gelmedim. Gezdim, yazdım sonra döndüm evim İstanbul’a. Geride bıraktığım işime gücüme. Bu aralar kafam bir dünya, elimde küçük bir çanta tam gezgin oldum. Sırada ne var bilinmez ama sanki Ege yolları bana yine göz kırpıyor.
Temmuz 23, 2010
Ege Keşifleri- Cunda, Alibey Cunda Beach
Temmuz 20, 2010
Ege Keşifleri- Cunda, Ortunç Club
Cumartesi gününden beri Akçay’da kalıyorum ama daha Akçay’da denize giremedim. En son kendimizi Cunda’da bulduk ve mavi bayraklı Ortunç Club’a gittik. Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine önce Dersal’a gittik ama orası bizi pek açmadı. Sonra Ortunç Club’u keşfettik. Aslında 30 yıldır açık olan işletme bu sene ciddi bir tadilata girmiş ve Ortunç Plajı Ortunç Club olmuş. Daha önceki halini bilmiyorum ama bu Club hali pek bir güzel olmuş. Aslında otel olan Ortunç Club, günü birlik misafirler için de çok iyi bir seçenek. Giriş ücreti 50 TL. 20 TL giriş ücreti olarak alınıyor 30 TL ise hesabınıza yükleniyor. Yediğiniz içtiğiniz bu 30 TL’den düşülüyor. Fiyatı önce çok gelebilir ama inanın ortamı, denizi, yemekleri bu fiyata değer. Sadece servisi ile ilgili biraz sıkıntı yaşadık lakin çok yavaşlardı. Ama insan tatilde olmaya görsün bu bile canımızı sıkmadı.
Otelde kalanlarla sohbet ederken öğrendik ki odaları çok güzelmiş. İki kişi bir günlük fiyatı 400 TL. Denizi çok güzel, zaten mavi bayraklı. Genelde çok soğuk olduğu ile ilgili bir sürü şikayet duyduk ama ben soğuk deniz sever biri olarak halimden çok memnundum. Yemekleri ise ayrı güzel. Hepimiz farklı farklı yemekler yedik ve hepsi birbirinden lezzetliydi. Ben karamelize soğanlı, kurutulmuş domates, ceviz ve mozarella’lı pizza yedim. Hmmm.... Çoook lezzetliydi. Bir daha gidersem kesin yine aynı pizzadan yerim.
Ortunç Club’a ulaşım Cunda merkezden taksi ya da araba ile mümkün. Gözden uzak olması ile epey ün yapmış sanırım çünkü bir çok ünlüyü misafir etmiş. Benim şansıma Ozan Güven ve Melisa Sözen ordaydı. Sizin şansınıza kim çıkar bilmiyorum.