Kasım 29, 2013

Ağaçtan tüneller - II

Bu aralar yeni takıntım ağaçların oluşturduğu doğal tüneller. Çok masalsı ve romantik gözüküyorlar. İlk yazımı kaçıranlar için ağaçtan tüneller yazım burada.

Bu da ikinci faslı. Bakmaya doyamıyorum :)








Kasım 26, 2013

Ağaçtan tüneller

Safranbolu'dan Amasra'ya giderken yol üstünde ağaçtan tünellerden geçiyorsunuz. Yolda fotoğrafını çekememiştim ama dünyadan örneklerini buldum. Çok güzeller...

Azerbaycan


Amerika

Japonya

Amerika

Avustralya

Kasım 25, 2013

Mücevher gibi böcekler

Tabi bu arkadaşların mücevher gibi gözükmesinin sebebi üstlerinin su damlacıkları ile kaplı olması ve birilerinin bunu fotoğraflayabilmiş olması. Bunların bir kaç tanesini Swarovski'nin sitesinde gördüğüme yemin edebilirim :) Pazartesi gününde gözlerimize şenlik olsun diye paylaşmak istedim.








Kasım 20, 2013

En ucuz nerede yaşanır?

Bu aralar sık sık duyduğum şeylerden biri insanların farklı memleketlere göç etme istekleri. Gerçekten istek mi yoksa artık biraz mecburiyet mi tartışılır ama o konulara hiç girmeden ayda 500 dolar ile yaşayabileceğiniz yerlerin listesini buldum, burada paylaşıyorum. Yaşam tarzınıza, harcama alışkanlıklarınıza bağlı olarak gelir ve gideriniz değişiklik gösterecektir mutlaka. Ama kafayı kırdık gidiyoruz, nerede ucuza yaşanır derseniz bu liste işinize yarayabilir.

Ortak bir rota bulursak belki hep beraber gideriz :) ne dersiniz?


Belize

Kamboçya

Costa Rica

Tayland

Kasım 19, 2013

Soğuk hava neler yapar

Malum kış kapıda. Biz İstanbul'da yaşayanlar karı, kışı bir bakıma çileyle geçen zamanların kahramanları biliriz. Ama ne mutlu ki hayat sadece buradan ibaret değil. Kara kış dünyanın farklı yerlerinde farklı formlarda karşımıza çıkıyor. 

Nasıl mı?


Baykal Gölü'nü donduruyor mesela

ya da küçücük bir yaprağı


İzlanda'da kanyonları donduruyor

Ağaçlar donup kalıyor

Kutuplarda dalgaları donduruyor








Kasım 18, 2013

üç renk üç göl bir yanardağ... hepsi Endonezya'da

Bugünün konusu Endonezya'daki Kelimutu yanardağı. Güne konu olma sebebi ise bu dağın üç krater gölü olması ve her birinin farklı renkte olmasından kaynaklanıyor.



Lake of old people (yaşlı insanlar gölü diye çeviriyorum izninizle), en batıda olan ve masmavi bir göl. Lake of young men (genç erkekler gölü - bu çeviri işi garipleşmeye başladı-) ve Enchanted Lake (tılsımlı göl) bir krater duvarıyla ikiye ayrılmış ve sırasıyla yeşil ve kırmızı renge bürünen diğer iki göl.

Yanardağ, genelde çok kalın bir sis ile kaplı olduğu için, gölleri görmek isteyenler gün doğmadan (gün doğmadan derken sabah 3'de yola çıkmaktan bahsediyorlar) yerlerini alıp hem mis gibi güneşin doğuşunu seyredip hem de bu farklı renklerdeki üç gölü görebiliyorlarmış.


Not: Fotoğraflar maalesef benim değildir, internetten alınmıştır

Kasım 14, 2013

Colmar'a gidelim, bir şarap alalım

Colmar, Avrupa'nın en güzel şehirlerinden biri sayılıyor. Nedenini bu fotoğrafları görünce daha iyi anlıyor insan. Burası sadece fiziksel görünüşü ile değil (-ki bu bile tek başına ziyaret sebebidir. Bence "masal gibi şehir" klişesi bu şehri gören biri tarafından söylenmiş olabilir) aynı zamanda Fransa'da Alsatian şarap rotasının da üstünde olduğu için çok sevilen bir durak. 

Bir gidip gelsek ya buraya, ne güzel olur!




Not: Fotoğraf internetten alınmıştır.

Kasım 12, 2013

Buralar gerçek mi?

Tunnel of Love
Oleg Gordienko

Lale Tarlası, Hollanda
Allard Schager

Salar de Uyuni, Bolivya - Dünyanın en büyük tuz gölü
dadi360

 Hitachi Seaside Park, Japonya
nipomen2 | sename777

Mendenhall Buz Mağarası, Juneau, Alaska
Kent Mearig

Red Beach, Panjin, China
MJiA

Bambu Ormanı, Japonya
Yuya Horikawa Tomoaki Kabe

Bonn, Almanya

Naica Mine, Meksika

Wisteria Çiçekleri

Mutluluk resimleri serisine eklememdir

İlk eklememi bilmeyenler ya da hatırlamayanlar buraya bir göz atabilirler

Art Institute of Chicago'nun koleksiyonundan...


Doris Lee, Thanksgiving
c.1935 Oil on canvas

Kasım 11, 2013

Ve son durak Tuz Gölü

Adana'da güneşin doğuşuyla uyandık. Aslında planımız bu değildi ama sanırım son bir kaç günün verdiği alışkanlıkla güneş doğmaya başlarken gözlerimiz açıldı. Bunun ne demek olduğunu da iyi biliriz. Fotoğraf zamanı!

Adana'da hiç bir şey yapmadığımızı belirtmek isterim ama bu fotoğraflar bize bu şehirden kalan iki güzel kare oldu.
Fotoğraf: Özlem Ekenler


Fotoğraf: Özlem Ekenler


İstanbul'a dönüş yolunda son durak olarak Tuz Gölü'nü seçtik. Neden mi? İşte bu manzaraları görmek için

Fotoğraf: Özlem Ekenler

Fotoğraf: Özlem Ekenler

Kasım 10, 2013

Pür neşe 7. durağımız Gaziantep

Sabahı Diyarbakır'da karşıladıktan sonra yüzümüzü Gaziantep'e döndük. Yolda Şanlıurfa'ya girmek için küçük çaplı bir yalvarma seansı yaşadıktan sonra ara rotamızı da belirlemiş olduk. 

Yol boyunca, ertesi gün haberlere de çıkacak olan, yoğun bir toz bulutu bize eşlik etti. Biraz toz bulutu ve fırtınadan biraz da yöresel öğelerin sürekli gözümüze çarpıyor olmasından mıdır bilinmez, Şanlıurfa bir film karesinden çıkmış gibi karşımızda belirmişti. Şehrin içerisinde o kadar kalabalık vardı ki, arabayı park edecek yer bulmak imkansızdı. Üç tur attıktan sonra ara durağımızdan vazgeçmek zorunda kaldık. Toz bulutu nedeniyle hakkıyla gezemeyeceğimizi düşünerek gitmekten vazgeçtiğimiz Göbeklitepe'yi de ayrıca görmek istediğimiz için Şanlıurfa hayalimizi bir başka zamana bıraktık. 

Doğuya tekrar gelmeye o kadar kararlıyım ki, ertelenmiş duraklar beni hiç üzmüyor hatta motive ediyor. Kararlılığım bakidir arkadaşlar, doğuyu en kısa zamanda ziyaret edeceğim. Çünkü yaşarken de hissettiğim ve halen içimde olan, bu gezi sonrasında ruhen değişmiş olduğumdur. Fiziksel olarak zorlanmış olabilirim. Bazen çok sevgi dolu karşılanmamış da olabiliriz ama bu ülkenin her bireyine tavsiyemizdir, bu coğrafyayı karış karış gezin. 

Kaynak: Bu fotoğraf www.egitimsanat.com sitesinden alınmıştır.

Sabah erkenden yollara düştüğümüz ve Şanlıurfa'yı pas geçtiğimiz için, Gaziantep'e daha çok vakit ayırabilecektik. Daha Antep'i görmemiş olduğumdan ve Suriye savaşının burnumuzun dibinde (evet burnumuzun dibinde sevgili okur, burnumuzun dibinde!) olacağı gerçeğini de göz ardı edemediğimiz için Antep'te kalmaktan yana değildik ama kendimizi günün akışına bıraktık. Lakin akşama ne olur kestirmek çok mümkün olmuyordu. 

Antep, inşaat halinde. Caddeler, sokaklar iş makineleri ve bir sürü çukur ile dolu. Ama kebap yemeye ve alışveriş etmeye bir engel yok. İlk durağımız Halil Usta oldu. Biraz GPS'in azizliğine uğradığımız için biraz da açlığımızın verdiği etkiyle, oturduktan sonra çakma Halil Usta'ya geldiğimizi anladık. Biz Kasap Halil Usta'yı ararken GPS bizi Kebepçı Halil Usta'ya getirmişti. Ama açlık başımızda dumandı ve arabayla yarım saatlik yol gitmek istemediğimiz için oturduk güzel güzel yedik. Sezarın hakkı sezara buradaki kebapta gayet lezzetliydi. Hayatımda yediğim en güzel lahmacunu yedikten sonra sıra sokaklarda dolaşmaya gelmişti. Bayram vakti ülkeyi turlamanın tek olumsuz tarafı çoğu yerin kapalı olması;  malum Kars'ta ve Van'da da aynı kadere yenilmiştik. Burada da bir değişiklik olmadı. Antep normal bir günde çok daha kalabalık ve canlıymış. 

Antep gününden bize kalan en güzel anı Bakırcılar Çarşısını gezdikten ve gerekli alışverişi yaptıktan sonra gittiğimiz Tahmis kahvesinde geçirdiğimiz bir saattir. Türkiye'nin en eski kahvelerinden biri olduğunu duyduğumuzda, kahveyi de çok sevdiğimizden gidelim görelim dediğimiz mekanın ne kadar farklı bir yer olduğuyla ilgili en ufak bir fikrimiz bile yoktu. Kahveye girdiğimizde herşey normaldi. Hem yerel halkın hem de turistlerin akınına uğramıştı ama bir İstanbullu olarak kalabalığa bağışıklığımız tamdı. Kahvemizi istedik bu arada notunu düşeyim mekanın meşhur sütle yapılan Menengiç kahvesini değil normal Türk kahvesi istedik). Menengic kahvesi de menüde var ama biz yavaş yavaş pişmiş Türk kahvesini tercih ederiz. O yüzden de oturup uzun uzun kahvenin gelmesini bekleriz. Kahveyi beklerken canımız sıkılmasın diye tavlayı açmıştık ki kahvenin ortasında duran fasıl grubu ayağa kalktı ve başladı çalıp söylemeye. İşte o an tüm hava değişti. Bu kadar eğlenceli bir kahve gördünüz mü bilmiyorum? Gidenler bilecektir mutlaka. Müzik ruhun gıdası diye boşuna dememişler. Arkaya dönüp baktığımızda garsonlar oynuyor, müşteriler alkışlayıp şarkıya eşlik ediyor, fasıl grubu ise masa masa dolanıyordu. Daha akşam bile değildi ama aşağıdaki videoda gördüğünüz ortam Antep'te çoktan yaratılmıştı bile. 

video


Ertesi gün İstanbul'a doğru yola çıkacağımız için Antep yerine geceyi Adana'da geçirmeye karar verdik. Antep arkamızda kalırken, bu şehrin neşesi bizimle beraber Adana'ya geliyordu. Son durağımız Adana gibi görünsede, burası sadece konaklama durağımız oldu. İstanbul'a dönerken yolda son bir durağımız vardı. Hayallerin ötesinde fotoğraflar çektiğimiz son durağımızı da yarın paylaşmak üzere... Şimdilik iyi geceler...

Durak 6: Van'dan Diyarbakır'a (Hasankeyf aktarmalı)

Van'dan sonraki rotamızı belirlerken en ağır basan düşünce bu kadar yolu gelmişken mutlaka Hasankeyf'e de uğramamız gerektiğiydi. Adı, 2015 yılında sular altında kalacak olması nedeniyle ülkenin gündeminde çokca yer alan bu küçük köye gitmeyecek olsaydık geldiğimiz yoldan geri dönerek Erzurum üzerinden ya da Tatvan'dan kuzeye devam ederek Malatya üzerinden dönebilirdik İstanbul'a. Ama gezgin ruhlarımız bizi Van Gölü'nün kıyısını takip ederek ulaştığımız Tatvan'dan güneye doğru sürükledi.

Hasankeyf
Özlem Ekenler
Hasankeyf'e giderken ne ile karşılacağımızı pek bilmiyorduk. Hatta ben (Ertuğ) Hasankeyf'i gösteren yol tabelalarının bile olacağından şüpheliydim. Ne de olsa iki sene sonra tartışmalı bir şekilde ve muhtemelen büyük protestolara sebep olarak suların altında kalması riski olan bir bölgeyi devlet ön plana çıkarmak yerine unutturmaya çalışacaktır diye düşünüyordum. Bu yüzden Hasankeyf'i gösteren kahverengi tabelaları görünce şaşırdım. Bu şaşkınlık ise Hasankeyf'e vardığımızda göreceklerimizin ufak bir habercisiymiş sadece.





Hasankeyf'e Batman istikametinden yaklaşıldığında sizi önce 15. yüzyılda Akkoyunlular tarafından yapılmış Zeynel Bey Türbesi karşılıyor. Hasankeyf'i keşfe devam ettiğinizde Dicle'nin üzerinde uzanmış tarihi köprünün kalıntılarını, kaleyi, mağaraları ve sarayları göreceksiniz. Belki bunların hiçbiri tek başına Hasankeyf için yapılan mücadeleyi anlamanıza yetmeyebilir. Ancak hepsi birlikte o kadar güzel bir kompozisyon oluşturuyor ki yüzyıllardır kendi hallerinde eskimeye bırakılmış bu yapıların kaderine üzülmeden edemiyorsunuz.

Biz Hasankeyf'e bir bayram tatilinde ve akşama doğru vardık. Tahmin edilebileceği üzere bizimle birlikte buralara gelmiş bir çok turist ve tur grubu vardı. Keza bu hareketlilik etrafta size rehberlik etmek isteyecek birçok çocuğun da olmasına neden oluyor. Bu kadar kalabalıktan ve ilgiden sıkılıyorsanız Hasankeyf'i mutlaka daha sakin bir zamanında gezmenizi öneririz. Hatta vaktiniz de genişse Dicle'nin kenarına inip yürüyüş de yapabilirsiniz.

Ulu Cami dış mekan
Özlem Ekenler
Tekrar yola çıktığımızda rotamızı Diyarbakır olarak belirledik. Hava karardıktan sonra şehre girdiğimizde ilk işimiz otelimize yerleşmek oldu. Daha sonra akşam yemeğimiz için Kaburgacı Selim Amca'nın yolunu tuttuk ancak maalesef vardığımızda yemek kalmadığını öğrendik. Bayram nedeniyle gitmek istediğimiz restoranların kapalı olmasına alışmıştık ama bu sefer restoranı açık bulup yemek olmadığını öğrenmek ayrı bir darbe oldu. Neyse ki Selim Amca'nın hemen yanında açılmış olan Adanalı bir kepabçı imdadımıza yetişti. Evet, Diyarbakır'da Adana kebap yedik... Kulağa garip gelebilir ama pek bir alternatifimiz de yoktu. Allahtan yemek güzel, keyfimiz de yerindeydi. Otele dönerken ertesi gün yemek üzere meşhur Diyarbakır burma kadayıfı da aldık. Biz İstanbul'da ne yiyoruz bilmiyorum. Ben (Özlem) ballı tatlıdan hiç hazetmem ama bu kadar hafif bir kadayıfın varlığından haberdar olmamam, İstanbul'da neden ballı tatlı yemediğimin çok iyi bir açıklaması oldu. Giderseniz mutlaka yiyin.

Diyarbakır gece çok sessizdi ve ortalıkta pek kadın da yoktu. O yüzden otelimize geri döndük ve kahvaltı öncesi şehri gezme planımızla derin uykulara daldık.

Diyarbakır'ın ara sokakları
Özlem Ekenler
Sabah kalktığımızda saat çok erken olduğu için ışığın çok güzel ama her yerin kapalı olacağı gerçeğini içimize sindirerek başladık Diyarbakı'ı gezmeye. İlk durak Ulu Cami. Halen restorasyonu devam eden cami, 1091 yılında Melik Şah tarafından yaptırılmış. Bütün bu gezi boyunca gördüğüm camilerin hepsi mimari olarak İstanbul'da gördüklerimizden çok daha güzeldi.

Hanların hepsi kapalı olduğundan hiçbirini gezemedik ama ara sokaklarda gezinmek, kiliseleri ararken dört ayaklı minareyi bulmak ve sabah kahvaltısı yapan kilise çalışanlarıyla sohbet etmek gayet keyifliydi. İnanılmaz bir restorasyon çalışmasından sonra hizmete açılmış Surpagab Kilisesi ve sadece 30 kişilik bir cemaati olan Keldani Kilisesi gezdiğimiz yerler arasında. Buralarda gördüklerimizden ziyade ettiğimiz sohbetlerin bizde bıraktıklarının daha değerli olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

Diyarbakır sokakları, çok erken saatlerde kebap kokmaya başlıyor. Biz kahvaltıya kebapla başlamadık ama kokusunu soluduktan sonra Gaziantep'e doğru yolculuğa hazırdık.